hayalle kaldırılan ağırlıklar kaslarınızı koparır,altında kalırsınız...

18/12/2008 - yaşamak hüner değil ki sevinesin

Toprağından dönsün yüzüm

Ölünce sevemezsem seni
Kan ağlasın iki gözüm
Ölünce sevemezsem seni

Hak rahmetin görmeyim
Gonca gülün dermeyim
Muradıma ermeyim
Ölünce sevemezsem seni

Yaşamak yıldızlarda
Seninle olmak istiyorum
Sevişmek hüner değil
Yanında kalmak istiyorum
Yaşamak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum

Ben bu yerde ölsemde
Ay yüzlüm yine elde
Muhtaç olayım namerde
Ölünce sevemezsem seni

Yaşamak yıldızlarda
Seninle olmak istiyorum
Sevişmek hüner değil
Yanında kalmak istiyorum
Yaşamak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/12/2008 - YİTİK ŞEHRİN DELİKANLILARI


Bize kimse söylemedi ayıpların bu kadar güzel olabileceğini. Bize söylemediler bir adanın içerisinde yaşadığımızı. Biz küçük bir yumurta kabuğunun içerisinde hapsolmuşuz halbuki. Daha çıkmadan kabuklarımızdan, dış dünyanın çirkinliklerle dolduğunu söylediler bize, biz çıkmadan kendi kabuklarımızdan nefret ettik dış dünyadaki çirkinliklerden. Madem bu kadar çirkindi dış dünya ne diye idi bu telaş anlamakta zorluk çektim hep….

 

 Büyümeden büyük şehre gittim, bize ayıp dediklerin şeylerin bu kadar güzel olabileceklerini düşünememiştim. Tüm sınırları ihlal eden güzel kızlar var dı o dünyada. Açık saçık giyiniyorlardı Anadolu örfüne isyan ediyorlardı ama .. çok güzellerdi. Bu mesele değil güzel olabilirlerdi. Her yerin güzelleri ve çirkinleri olabilirdi.

 

Bunlar güzelliklerinin dışında başka özelliklere de sahiptiler. Bu kızlara aşık da olunabiliyormuşuz ! ama neden hani onlar çirkin şeyler yapıyorlardı. Evet ya hemde basbaya ayıp şeyler yapıyorlar. Bizim delikanlılığımızın içine tükürüyorlardı. Sökmüyordu Anadolu erkekliği onlara. Bilmezdim bu kadar güzel kızların çirkin şeyler yapacağını ve onlara aşık olunabileceğini.

 

Biz Anadolu delikanlılarını saldılar büyük şehirlere. Burada şimdiye kadar görmediğimiz güzel kızlar gördük. Makyaj dedikleri şeyle insanlara büyü yapıyorlardı, annecim ah sevgili anneciğim biz hiç görmedik böyle şeyler. Ait olmadığı erkeklerin ellerini cesurca tutan böyle güzel kızların olabiliceğini nereden bilebilirdik. Delikanlı adam olan biz işte orada yamulduk.

Onların yanında erkeklik fasa fiso kalıyordu. Biz erkek adam değimliydik. Evet onlar varken onlarla olmadan tükürürüm erkekliğine ulan, şimdiye kadar erkek oldun da ne oldu, bak ne diyorlar, kadınlar kendi ayakları üzerinde durmalı erkeklere kafa tutmalıydılar. Evlendikten sonrada kendi erkek arkadaşları olmalıymış. Eski hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeliymiş. Erkeklik mesele değilde be gülüm. Çok ağrıma gidiyor deme böyle şeyler. Gülünü seven dikenine katlanır ama bu kadarıda çok ağır be. Bunu diken olarak göreceksen zaten bu işe hiç başlamayalım diyorlar…  ha günah sevap mevzusuna hiç girmeyelim gözümde ne günah ne sevap var. Zaten işler karışık daha da karıştırma hoca efendi. Siz sevmediyseniz konuşmayın lütfen. Zaten kuran kurslarında ne öğretirler bilmem ki her şeyi öğretirlerde sevmeyi sevilmeyi öğretmezler hiç bi vakit. Yalıtılmış insanlar yaratırlar orada, sonra atarlar yüksek gerilimli caddelere, işte olayın koptuğu yer burasıdır. Bundan sonra hayatımıza yalıtılmış bir salak olarak devam ederiz. Şu yalıtkanlıktan bir kurtulsak. Ah ah. Ama o zaman cehennem yakar bizi. Ona cevapları var bu kızların –erkeklerde yanar hemde nasıl yanar. Yanmak için cehenneme girmek gerekmiyormuş illaki heyyytt be yakınca söyletiyorlar demek böyle…

Nerede kalmıştık? Hakikaten ya nerede kalmıştık? Ne bileyim geldiğim yeri unuttum ben, kayboldum, hangi şehir burası orası burası mı yoksa? Bi dakika toparlıyorum! Biz delikanlıydık evet biz delikanlıydık konu buydu. Ne delikanlısı be! Ne delikanlısı olacak YİTİK ŞEHRİN YİTİK DELİKANLISI…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/11/2008 -

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/11/2008 - ISSIZ ADA(M)

Filmin Konusu :

Alper 30′lu yaşlarda, gurme sayılacak düzeyde yemek kültürü olan kendi restoranının sahibi iyi bir aşçıdır. Lüks yaşamayı seven, işinde başarılı ama özel yaşantısını her gün farklı kadınlarla birlikte olarak düzene koyamamış, hayatını; yaptığı yemekler, günübirlik ilişkiler, paralı kadınlar üçgeninde yaşayan birisi iken; Hayatının akışı, bir gün Beyoğlu’ nun arka sokaklarında, aradığı eski plak için bir kitapçıya girmesiyle değişir.

Ada 20′ li yaşlarının sonlarında, güzel, çocuk kostümleri tasarlayıp diken, Alper’ in modern yaşamının aksine çok mütevazı, hayatta fazla inişleri çıkışları olmayan genç bir kadındır. Bir gün eski bir kitabi bulabilmek için Beyoğlu’ nda dolaşırken Alper ile ayni kitapçıya girer. Çapkın bir adam olan Alper, Ada’ nın güzelliğinden etkilenir ve Ada’ yı takip etmeye başlar. Ada’ nın aradığı kitabi bulmuştur. ilk sayfasına telefon numarasını yazar. Ada’ nın işyerine kadar devam eden takip, Alper’ in tanışma bahanesiyle aldığı kitabı Ada’ ya vermesiyle son bulur. Ada ve Alper’ in yaşamlarında ilk defa karşılaştıkları tutkulu aşkın ilk sinyalleri bu kitapla başlar. Alper kopamadığı özgür hayatinin içersinde Ada’ ya yer açmaya çalıştıkça, yaşamının daraldığını fark eder. Aşkı ve özgürlüğü arasında kalan Alper’ in sessiz çığlıklarını duyamayan Ada, kendini aşkın rüzgârına kaptırmıştır bir kere; Ve yaşam bir kere daha aşk oyununun perdelerini Ada ve Alper için açacaktır…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/11/2008 -

Issızlığın ortasında bir filmi anlamak!

Aslına bakılırsa, " Issız Adam " hakkında bir daha yazacağımı hiç düşünmezdim.
Filme yazık çünkü!
Biz üzerine konuştukça film olmaktan çıkıyor; her yana yapışan, çektikçe uzayan ve tadı kaçmış bir sakıza dönüşüyor çünkü! Filmi bugüne kadar izlemiş olanlara da yazık!
Filmi sevmişler ya da sevmemişler! Normal! Artık onları kendi hallerine bırakmak gerek!
Ama özellikle Hıncal Ağabey (Uluç) öyle şeyler yazdı ki, hatta filmi, yönetmenini ve filmi ciddiye alan seyircileri öylesine hırpaladı ki...
Şimdi gel de iki satır daha karalama!..
" Issız Adam "ı bir sinema yapıtı olarak beğenmeyen ve bu açıdan eleştirenler ayrı! Onlara sözüm yok! Ama filmin öyküsüne aşk meşk meselesi açısından yaklaşıp yerden yere vuranların yaklaşımında iki nokta dikkatimi çekiyor.
Birincisi...
Hem Hıncal Ağabey'in hem Oray'ın (Eğin) yazılarında ortaya çıkan bir takıntı...
Evet, neredeyse bir takıntı!
Filmin erkek kahramanı Alper'in Ada'yla karşılaşmadan önceki hayatına takılmışlar!
Neden Alper'in cinsel tercihleri ve hayatı öyleymiş; filmin kadın kahramanı Ada'yı nasıl olup da hayatına sokuvermiş? Bunlar hiç açık değilmiş! "Niye?"si hiç yer almıyormuş filmde..
İşte bu noktada bir sakatlık, bir yanlışlık varmış!
İster aşk, isterse aşka benzer bir ilişki olsun, nasıl başlar?
Bir tür çarpışmayla..
Ardından istek gelir...
Ve gözü kör sevgi...
İnsanlar birbirlerine cv'lerini vererek; hayatlarının nedenlerini niçinlerini uzun uzadıya açıklayarak âşık olmazlar.
Gönüldür bu çünkü; bilmez tanımaz, sever!
Zaten çoğu zaman tanıdıkça solar aşk!
Ya da tanıyıp da taraflardan birinin paslı gövdesinde su alan delikler ortaya çıkınca batar aşk gemisi!
Aşkın geçmişi yoktur. (Tamam, onun zayıf tarafıdır bu ama öyledir!) " Şimdi "de yaşar aşk, gelecekten korkar!
Bu bakımdan filmdeki Alper'in ve Ada'nın geçmişini; nedenini niçinini sorgulayan yazarların filmin eksiğine değil " fazlası "na (yani aşka) itiraz ettiklerini düşünüyorum.
Hani Çağan Irmak'a sürekli " Alper niye öyle ha, niye, niye, anlat bize " diye sorup duranlara ben de içimden sormak istiyorum bazen...
Hayatta karşınıza aşk çıktığında böyle mi yapıyorsunuz? Böyle yaparsanız birini gerçekten sevmeniz mümkün mü?
Gelelim ikinci noktaya...
Neden ağlanıyormuş filmin sonunda?
Hiç seni terk edip giden bir adamın peşinden ağlanır mıymış?
Bir kere şunu kabul edelim; " Issız Adam "ın finalinde ağlayanlar doğrudan Alper'le Ada'nın öyküsüne ve ayrılıklarına ağlamıyorlar.
O seyirciler bazı durumlarda ilişki bitse bile aşkın bitmediğini biliyor ve filmin bu gerçeği hatırlatması karşısında gözyaşlarını tutamıyorlar. Bu bir.
Özlem duygusunun ne kadar güçlü ve kalıcı olduğunu biliyorlar ve bunun bir film yoluyla hissettirilmesi karşısında kendilerini tutamıyor, ağlıyorlar. Aşk, özlemdir. Bu iki.
Bütün bunların Alper'in berbat kişiliğiyle, Ada'nın silikliğiyle falan ilgisinin olmadığını anlayabilmek zor mu?
Sanmam!
Ama insan anlamak istemeyebilir.
İşte bunu yürekten anlarım!
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

"evet azizim! ben hayallerin arkasina gizlenmis olan hayaletleri ariyorum. ne yazik ki bulamiyorum. tam olarak 'bulamiyorum' demek de yanlis. bunu nasil anlatacagimi bilmiyorum. ilmi gerceklere kimsenin bir sey demeye hakki yoktur. yalniz, bir hakikatin varligi diger bir hakikatin varligina engel olmaz. bazi vicdanlar, baslangic ile sonu birbirinden ayiran bir cizginin onunde durup orada kalamaz. ben bu hayati; dunyaya nicin geldigimizi, ne olacagimizi, bizi bu dunyaya gondereni anlamadan terketmemeye

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım